Türk Tarihi

Türk Tarihi Araştırmaları

Kaya Resimleri

DOĞU ANADOLU’DA İLK TÜRK İZLERİ

Giriş

Doğu Anadolu Bölgesi coğrafi sınırları doğuda İran ve Ermenistan, Gürcistan, Nahçivan, batıda Erzincan ile Sivas arasındaki dağlık bölge (Kızıldağ), kuzeyde Kızıldağ’dan başlayarak Çoruh-Kelkit sıradağları, kuzeydoğu Anadolu dağ kavisinin doruğundan geçen hat, güneyde Malatya’nın güneyinden doğuya doğru uzanarak Cudi Dağı ile Irak sınırına ulaşmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi Ağrı, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hakkâri, Kars, Malatya, Muş, Tunceli, Van, Şırnak, Ardahan, Iğdır illerinden oluşmaktadır[1].

Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük özelliği yüksek bir bölge olmasıdır. Bölgenin büyük bir bölümünün ovaları (Iğdır Ovası dışında) Türkiye’nin diğer bölgelerinde bulunan dağların yüksekliğindedir. Bu özelliğinden dolayı “Yüksek Ülke” olarak adlandırılmıştır[2]. Türkiye’de kar örtüsünün en fazla yerde kaldığı bölge Doğu Anadolu Bölgesi’dir. Doğu Anadolu Bölgesi aynı zamanda Türkiye’nin büyük akarsularını da sınırları içerisinde bulundurmaktadır. Bu akarsular bölgenin tarihinin belirlenmesinde de önemli rol oynamıştır. Ülkeler arasındaki sınırları oluşturdukları gibi önemli savaşlarda bu nehirlerin havzalarında yapılmıştır. Aras ve Fırat’ın suladığı bölge olma özelliği taşıdığı gibi Dicle Nehri’nin de doğduğu topraklardır[3]. Doğu Anadolu’nun coğrafi şartları yol ağlarını doğu-batı yönünde sınırlamıştır. İki ana damardan oluşan yollar, Anadolu’yu Kafkaslara ve İran yaylalarına bağlamaktadır[4]. Maden açısından bölgenin zenginliği tarihin her döneminde bölgeyi cazip kılmıştır[5].

Anadolu’daki Türk varlığının tarihi ile ilgili bilgilerimizi ele aldığımızda görüyoruz ki genel anlamda 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi Anadolu’nun Türkleşmesinde ilk adım olarak kabul edilmektedir. Bu zafer Anadolu kapılarını Türkler açmış ve Anadolu yeni bir Türk yurdu olmuştur. Ancak bu; Türklerin Anadolu’ya ne ilk gelişleri ve ne de ilk yerleşmeleridir. Anadolu’nun Eski Çağ tarihi ile ilgili bilimsel çalışmalar yürüten Memiş[6] M.Ö.2350-2150 yılları arasında Mezopotamya’da büyük bir devlet kurmuş olan Akad devleti krallarından Naram-Sin’e ait bir belgeye dikkat çekmiştir. Guterbock tarafından yayınlanmış olan bu belgeye göre; Naram-Sin 17 Anadolu kralının oluşturduğu bir koalisyona karşı savaşmış ve onları mağlup etmiştir. Mağlup ettiği kralların isimlerinin de verildiği bu belgenin 15. satırda geçen “Turkî” kralı “İlşu-Nail” adı dikkat çekicidir. Memiş[7] burada geçen Turki kelimesinin Türk olduğuna şüphe olmadığını belirtmektedir. Yine Anadolu’nun Eski Çağı’nı aydınlatan önemli bilim adamlarından birisi de hiç şüphesiz Tarhan’dır[8]. Tarhan, Kimmer ve üzerine yaptığı çalışmalarda İskit ve ’in Türklüğünden şüphe duymamaktadır. Değerli bilim adamının yazdığı son makalelerden biri de “Ön Asya Dünyasında İlk Türkler ve ”dir[9]. Bu çalışmalara önemli katkı sağlayan bilim adamlarından biri de Durmuş[10]‘tur. Bilim adamı yazdığı kitap ve makalelerde İskit ve Kimmerler’in tarihi ve kültürlerini ele almış ve bu millerlerin Anadolu’daki varlıklarını ve Türklüklerini açıklamıştır. Bu çalışmalara bir katkıda Dönmez[11]‘den gelmiş ve Dönmez Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılarda çıkarılan İskit eserlerini incelemiştir. Milattan sonraki yıllarda Anadolu’daki Türk varlıkları ile ilgili araştırmalar yapan Sevim’dir.[12] Avrupa Hunları’nın 378’de Tuna’yı aşarak Bizans İmparatorluğu topraklarını istilaya başladıklarını diğer taraftan ise Batı Hunları’nın doğu bölümünün 395’te Kafkasları aşarak Anadolu’yu egemenlikleri altına almaya başladıklarını bilinmektedir. Hunların bu seferlerini Kursik ve Barsık adında iki başbuğun yönetmiştir. Bu komutanların idaresindeki Hunlar Anadolu’da Erzurum üzerinden Karasu- Fırat Havzasından Malatya’ya oradan Çukurova ve Suriye’ye kadar gitmişlerdir. Suriye’de çok kalmayan Hunlar Orta Anadolu- Doğu Anadolu- Azerbaycan- Kafkaslar yolu ile Karadeniz’in kuzeyine dönmüşlerdir. Bu sefer iki yıl sürmüştür. 398’de ise ikinci bir Hun dalgasının Anadolu’ya akın düzenlendiği ancak bunun ilki kadar büyük olmadığı anlaşılmaktadır. Daha sonra Hunlara bağlı olan Sabar (Sabir, Sibir) Türkleri, 515/516’dan sonra Sasanilerle antlaşmalar yaparak Bizans topraklarına akınlar düzenleyerek Kafkaslar’ın güneyini ele geçirmişlerdir. Sabarlar daha sonra Kayseri, Konya, Ankara şehir ve yörelerine şiddetli akınlar yaparak pek çok ganimet ele geçirdikten sonra Kafkas Dağları’nı aşarak yurtlarına dönmüşlerdir. Bu kısa tarihçe Türkler’in Anadolu’ya akınlarının ve egemenliklerinin 1071’den çok daha eskiye dayandığını göstermektedir.

1998 yılından itibaren başta Doğu Anadolu Bölgesi olmak üzere yakın çevresinde yürütmekte olduğumuz “Doğu Anadolu Yüzey Araştırmaları (Dyap)” ve “Doğu-Kuzeydoğu ve Kafkaslarda En Erken Türk İskan İzlerinin Tespiti (Turkyap)” projeleri kapsamında bölgede tespit ettiğimiz yeni bulguları ile bölgede bulunan diğer bulguları ana hatları bu makalede değerlendirilmiştir.

Erzurum Bölgesi

Erzurum, coğrafi konumuna bağlı olarak büyük ve köklü bir yerleşim gören bölgedeki önemli bir geçit şehri olmasının yanı sıra, şimdiye kadar yeterince araştırılmamış olan erken dönem Türk İzlerinin zenginliği ile de önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Çalışmalarımız ışığında Erzurum’un il ve ilçelerinden Karayazı’da tespitlerde bulunulmuştur.

Karayazı

Erzurum’un güneydoğu ilçelerinden Karayazı’nın Salyamaç Köyüne 6 km. uzaklıkta bulunan ; Türk iskân İzlerinin tespiti noktasında önemli bir merkez olarak karşımıza çıkmaktadır.

Cunni Mağarası: Cunni Mağarası, Salyamaç Köyünün kuzeydoğusunda bulunan kalkerli kayalıklarda yer alan çok sayıda mağaradan birisidir[13]. Cunni Mağarasında yapmış olduğumuz incelemede mağaranın erken dönemlerden itibaren kullanılmış olduğunu gözlemlenmiştir. Mağaranın iki bölümünün ilkinde apsisli bir Ortaçağ kilisesi, doğuya bakan büyük bölümde ise erken dönemde kullanılan ve damgalarla tasvirlerin yer aldığı bölüm kullanılmaktadır. Bu bölümde yer alan 50 adet damga, işaret ve tasvirlerde Oğuz Boylarından 12 boyun, 29 çeşit damgası, runik harfler ile süvari, dağ keçisi motifleri belirlenmiştir[14]. (Resim 1-2) Cunni Mağarasında tespit edilen bu Oğuz boyları şunlardır.

Üç Oklardan

Gök-Han’a bağlı; Peçenek- Çuvaldır / Çuvaldar- Çepni
Dağ-Han’a bağlı; Saldur- Eymur Ula-Yundlu (Alayuntlu)
Demir-Han’a bağlı; İğdir (Yigdir)- Bügdüz

Boz Oklardan

Yıldız-Han’a bağlı; Afşar (Avşar)
Ay-Han’a bağlı; Yigır (Yazır)
Gün-Han’a bağlı; Bayat- Kayı

Oltu: Oltu, konumu ile tarihte ve günümüzde merkez olma özelliğini korumaktadır[15]. Oltu’yu önemli kılan özelliklerinden biri Anadolu’yu Kafkaslara bağlayan Erzurum-Tortum- Narman yolu ile Ardahan-Doğu Karadeniz-Kars yolunun üzerinde bulunmasıdır. Oltu bölgesi eski Türk yerleşmelerinin yoğun olarak tespit edildiği bir merkez olması bakımından ayrıca önemlidir.

Koyun Koç-At Mezar Taşları: Türk izlerinden özellikle mezar taşları Oltu bölgesinde büyük bir yoğunluk kazanmaktadır. Oltu’nun köylerinden ilçe merkezindeki Oltu Kütüphanesi’nin bahçesine getirilen çok sayıda koyun, koç ve at mezar taşları, Gökçedere Köyü’ndeki at mezar taşı, Tortum’un Pehlivanlı Köyü’nde bulunan ve büyük bir tahribata uğrayan, köy yapılarının duvarlarında kullanılan çok sayıdaki koyun, koç mezar taşları, Olur’dan Erzurum Müzesi’ne getirilen koyun, koç mezar taşları tespit edilmiştir. Bu mezar taşlarının şimdiye kadar tam olarak bilinmemesi veya herhangi bir korunma olmadan kaderin terk edilmesi bölgede yapılan tarihi ve arkeolojik araştırmaların sayıca yetersizliğini göstermektedir.[16].

Oltu Taş Heykel: Oltu koyun, koç ve at şekilli mezar taşlarının yanı sıra 1995 Yolboyu Köyü’nde yapılan kaçak kazılar sonucu ortaya çıkarılan ve ilk kez Tahsin Parlak tarafından tespit edilen insan biçimli taş heykel, bölgedeki en önemli erken dönem Türk izlerinden birini oluşturmaktadır. Taş heykel; 2002 tarihinde Tahsin Parlak ve Oltu Garnizon Komutanlığı’nın girişimiyle Oltu Meslek Lisesi’nin bahçesine getirilmiştir[17]. Halen burada bulunan taş heykel Orta Asya-Anadolu ilişkilerine ışık tutacak özelliğe sahiptir. Yukarıda belirttiğimiz gibi Oltu, Orta Asya ve Kafkasları Anadolu’ya bağlayan önemli bir kavşaktır. “Oltu Taş Heykeli” olarak adlandırdığımız bu heykel 5.20 cm. uzunluğunda 6-7 ton ağırlığındadır. Taş heykelin baş kısmından beş sıradan oluşan kemere kadar olan kısmı 2.20 cm.dir. Özellikle kemerden alta kalan kısımda herhangi bir işlemeye rastlanmamaktadır. Heykelin baş kısmında kabartma olarak yapılan oldukça iri gözler ve açık olarak tasvir edilen ağız dikkat çekmektedir. Kollar hemen gözlerin sağ ve solundan aşağı doğru uzatılmış sağ kol kalın olarak başlayıp, dirsekte bir kıvrım yaptıktan sonra aşağı doğru uzanmakta ve parmaklarla son bulmaktadır. Sol kol ise heykelin ön kısmına doğru uzanarak sağ ele doğru uzanmakta ve belirgin olarak görülen parmaklarla son bulmaktadır. Heykelin baş kısmı alt kısmına göre daha geniştir (Resim 3).

Erzurum’un Hınıs, İspir, Narman, Tortum ve Uzundere İlçelerinde de çok sayıda koç şekilli mezar taşları belirlenmiş bulunmaktayız.

Kars Bölgesi:

kaya Resimleri ve Runik Harfler: Kars İli, Kağızman İlçesi, Şaban Köyü’nün 5 km. güneydoğusunda Çallı Köyü’nün 3 km kuzeyinde ve Seksen Mahallesi’nin 2 km kuzeydoğusunda yer almaktadır. Kaya resimlerine ve Runik Harflerin bulunduğu bu bölgeyi panolardaki geyiklerden dolayı ilk kez isimlendirirken “Geyiklitepe” olarak kullanmayı uygun gördük[18]. Kaya panoları deniz seviyesinden 2247 m. yükseklikte sarp andezit bir kayalık üzerinde yer almaktadır. İki kısımdan oluşan panoları “Küçük Pano” ve “Büyük Pano” diye isimlendirdik. Panolarda dağ keçisi, ceylan, geyik, at, deve, köpek, tilki ve kuşlar bulunmaktadır. Bu panolarda ayrıca tuzak sahneleri ile hayat ağacı ve Türk Tarihi açsısından çok önemli olan runik harfler bulunmaktadır. Kaya panoları ile ilgili yaptığımız ön incelemede “m,ç,y,k,p,ı,i” runik harfleri belirlenebilmiştir (Resim 4). Geyiklitepe verileri hemen altında yer alan Seksen Mahallesi ile bölgenin Türklüğüne kesin delil teşkil etmektedir. Zira köyün ismi yakın bir tarihe kadar “Sakasen” iken değiştirilerek “Seksen” halini almıştır.

Kaya Panoları: Kars İli’nin kuzeyinde eski Kars-Ardahan karayolunun doğusunda yer almaktadır. Panolar kayalık tepenin alt kısmında bulunmaktadır. Denizden yüksekliği 1798 m.dir. Kağızman Geyiklitepe Panoları ile aynı teknikte yani çizgi tekniğinde yapılmıştır. 2,10×2 m. boyutlarındaki panoda toplam 9 hayvanın resimleri yanında tuzak sahnesi de yer almaktadır (Resim 5-6). Dağ keçisi, geyik, köpek tasvirlerinin olduğunu söyleyebiliriz. Panodan 13 m. uzaklıkta doğal olmasına karşın daha sonra kullanılmış olduğu anlaşılan bir mağarada bulunmaktadır[19].Bu panoların çeşitli benzerlikleri dolayısıyla Kağızman Geyiklitepe ile aynı dönemde yapıldığını düşünmekteyiz. Kars Bölgesinde Orta Asya Türk geleneğinin yaşatıldığı en önemli belgelerden biriside hiç şüphesiz mezar taşlarıdır. Bu mezar taş örnekleri aynı zamanda Orta Asya’da karşımıza çıkan insan heykellerinin bir benzeridir. Kars ili Arpaçay ilçesi Tomarlı Köyü’nün eski mezarlığında bulunan mezar taşları bu özelliğin en iyi örneklerindendir[20].

Kars ili ve çevresinden getirilen koyun, koç şekilli mezar taşları Kars Müzesi’nde sergilenmektedir.

2 COMMENTS

  1. Bu konu her zaman dilden dile ilden ile dolaşıyor. Aslında son derece önemli bir konu. Tarihte hiçbir iz olmasa da Türk Milletinin ebed müddet soyuna sopuna bu güne ve geleceğe çocuklarına aktaracağı en büyük şereftir:BÜYÜK TÜRK DEVLETİ VE ONUN ASİL MİLLETİ
    Ancak bu konu daha sık ve etkili her ilde tekrarlanması gereken ve hatta uluslar arasına dönüştürülmesi gereken bir konudur. Halaçoğlu Hocamız bunları çok iyi bilir. Ancak tek eksikliğimiz yeni yüzlere ve enerjilere açık olmayan bir darlıktır. Oysa hele hele bugün ülkemizin içine düştüğü kan ve gözyaşı bu katılımı arttırmak istememizden geçiyor.
    Ne zaman iktidar olacağız? Yeni yüzler yeni fikirler ve yepyeni bir güçlü politika hem Türkün tarihini aydınlatır hem de bu ülkeyi kalkındırıp kandan kurtarır. Elinize sağlık çok çok beğendim.. ULUSLARARASI TÜRKBİLİM EDİTÖRÜ OLARAK YÜREKTEN KUTLUYORUM..
    Dr. Suavi TINCAY

Dr. Suavi TUNCAY- TÜRKBİLİM EDİTÖRÜ için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir