İSMAİL BEY GASPIRALI VE TÜRK BİRLİĞİ İDEALİ

İSMAİL BEY GASPIRALI VE TÜRK BİRLİĞİ İDEALİ

Giriş:

19. yüzyılda Türk ulusunun Osmanlı hanedanından ve imparatorluktan ayrı bir millet olarak değerlendirilmesi fikrinin ortaya çıkmasında batının etkisi büyük olmuştur. Bu yüzyılda Avrupa’da Türklere dair bazı hareketlerin belirdiği görülmektedir. Bunlardan birincisi “Turquerie” Türk hayranlığıdır. Türkiye’de üretilen sanat eserleri, Avrupalı sanat severlerin dikkatini çekmiştir. Bunlar, Türk eserlerini toplayarak evlerinde bir Türk salonu, Türk odası şeklinde teşhir ederlerdi. Diğer taraftan, Avrupalı ressamların Türklerle ilgili tabloları, şairlerin, filozofların Türk ahlakını ortaya koymak için yazdıkları kitaplar, Lamartine, Pierre Loti, Claude Ferrere’in Türkler hakkındaki dostane yazıları adeta Türk milli gururunu okşuyordu[1].

Batılı Türkoloji eserlerinden özellikle iki tanesinin Türk aydınları üzerinde etkisi olmuştur. Bunlardan birisi olan Arthur Lumley Davids’in yazdığı “A Grammer of the Turkish Language” (Türk Dili Grameri, Londra-1832) adlı eser Türkçenin yayınlanan ilk sistematik grameridir. Bu eserin gramer bölümleri, Fuat ve Cevdet Paşaların Kavaid-i Osmaniye adlı eserlerine ilham kaynağı olmuştur. Ayrıca Ali Suavi’nin Paris’te çıkardığı Ulum gazetesinin ilk sayısında yayınlanan “Türk” adlı makalesine Davids’in eserinin giriş kısmı temel olmuştur[2]. Diğeri de Leon Cahun idi. Leon Cahun, 1896 yılında Paris’te yayınladığı “Introductional Histoire de L’Asie” (Asya Tarihine Giriş) adlı kitabıyla Avrupa’ya medeniyeti getiren ırkın Turan ırkı olduğu teorisini ortaya koymuştur.

Bazı Avrupalılar Türklerin faziletlerini, kültürlerinin yüceliğini övmekte, Türklere karşı yöneltilen suçlamalara karşı koymaktaydı. Bu çeşit gözlemler ve Türkiye’yi ziyaret eden Avrupalıların yazdıkları birçok önemli seyahat ve hatıra Türk okuyucularının milli gururunu okşamaktaydı. Buna benzer başka bir ilham kaynağı da 19. yüzyılda Avrupa’da Asyalılara ve Asya kültürüne karşı artan ilgi sonucu ortaya çıkan buluşlar olmuştur. Daha önceleri 18. yüzyılın ortalarında Fransız Joseph de Guignes’in Histore Generale des Huns, des Turces, des Mongoles, et Autres Tartares Occidenteaux (Hunlar, Türkler, Moğollar ve diğer Batı Tatarlarının Umumi Tarihi) adlı kitabının yayınlanmasından sonra, Türkler ve Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden önce Asya tarihinde oynadıkları rol, gün ışığına çıkarılmıştı[3]. Mustafa Celaleddin Paşa 1869 yılında İstanbul’da yayınlanan Les Turcs Anciens et Modernes (Eski ve Yeni Türkler) adlı kitabında kendisinden önce Davids’in de yaptığı gibi Türklerin medeniyete olan hizmetlerinden bahsetmiş, ayrıca ırk bakımında asılları üzerinde de bir hayli durmuştur. Türklerin ve Hunların veya Moğolların ırk olarak akraba oldukları fikrinin yanlış olduğunu ispata çalışmıştır. Macar alimi Arminius Vambery, Celaleddin Paşa’nın aksine Türkler ve Moğollar arasındaki ırk ve dil bağlarına işaret etmiş, Macar alimleri tarafından geliştirilen teorilere dayanarak Türkler, Çinliler, Macarlar, Estonyalılar ve diğer toplulukları Turan grubu altında toplamıştır[4]. Milliyet fikri Avrupa’dan gelmiş olduğuna göre, Avrupa ile en çok temas ve ilişkileri olan, Avrupa medeniyetinden az çok etkilenmeye başlayan, Türk kavimlerinin diğerlerinden önce bu fikirle tanışmış olmaları gerekir. Bu şartlara sahip Türk kavimleri, eskiden Osmanlı Türkleri denilen, Batı Türkleri ile Kırım Türkleri ve Kuzey Türklerinin İdil havzasında yaşayan kısımlarıyla Kafkasya’da oturan Azeri Türkleridir. Gerçekten 19. yüzyılın sonlarına doğru, Türklerin bu dört kümesinin dördünde de milliyet fikrinin ortaya çıkarak yayılmakta olduğu görülmüştür[5].

’nın Gençlik Yılları:

Bilimsel ve sanatsal Türkçülüğün Batı etkisiyle doğmasına karşılık, siyasi Rusya’da yaşayan bazı Türk aydınlarının çabaları sonucu ortaya çıkmıştır. Bu akımın başlatıcısı olarak, “Dilde, Fikirde, İşte Birlik”i ilke edinen ve Türklerin siyasal ve kültürel birliğini amaçlayan İsmail Gaspıralı[6] gösterilebilir. 8 Mart 1851’de Kırım’ın Bahçesaray yakınlarındaki Avcıköyünde doğan İsmail Gaspıralı, ilk eğitimini annesinden aldıkdan sonra Müslüman mektebine verilmişti. Babasının Gaspıra köyünden olması sebebiyle İsmail Bey’e, Gaspıralı lakabı verilmiştir. Babasının gayretleriyle laik bir eğitim almasına karar verilen İsmail, Akmescit’te (Simferepol) Erkek Gimnazyumuna başladı ve burada iki yıl okudu. Yine babasının isteğiyle Voronej Askeri Mektebine gönderildi. Buradan ayrılan İsmail Gaspıralı, Moskova Askeri Gimnazyumuna kaydoldu. Üç yıl sonra Rus şovenizmine tahammülü kalmadığından eğitimini yarıda keserek vatanına dönmüştür [7] Rusların taşkın Türk düşmanlıkları bu okulda okuyan Türk çocuklarının ruhlarında derin izler bırakmıştır ki, 1867’de İsmail Gaspıralı ve arkadaşı Mustafa Mirza, okulun altıncı sınıfında okurken yaz tatilini Kırım’da geçirmektense -bu sıralarda Osmanlı Devleti’ne karşı isyan eden Girit’te- asilere karşı savaşmak için Türkiye’ye gitmeye karar vermişlerdir. Ancak bu olay sonuçsuz kalmıştır. Bu olaydan sonra İsmail Bey okuduğu okula dönmedi, 1868’de henüz 17 yaşında iken 400 ruble maaşla, alfabeyi öğrendiği Zincirli Medrese’de Rusça muallimliğe tayin edildi. 1869 yılında 600 ruble maaş aldığı Yalta’da Dereköy mektebinde öğretmenliği devam ettirdi. İsmail Bey, 1871’de tekrar Türkiye’ye giderek Türk subayı olmayı düşünmüştür. Ancak yarıda kalan tahsili ile subay olmanın zor olduğunu kabul ederek, Rusya haricindeki dünyayı da öğrenip malumatını ve görüş ufkunu genişletmek duygusu ile tahsilini tamamlamak, ayrıca Fransızcayı öğrenmek için Paris’e gitmeye karar verdi. Nihayet Avrupa’ya gidip üç yıl Paris’te kaldı. Burada hem doğu milletlerinin temsilcileriyle temas kurdu ve hem de batı medeniyetinin temellerini araştırdı. 1874 yılında İstanbul’a gelerek Türk subayı olmanın yollarını araştırdı. Fakat Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, Türklük için çırpınan Kırımlı Türk gencinin duygularını değil, Rus sefiri İgnatiefin sözlerini dinlemiştir. Böylece onun hayalleri bir kere daha sonuçsuz kalmıştır. Bu olumsuzluk İsmail Bey’i küstürmemiş, bilakis o, Türklüğün kurtuluşu için mücadeleye devam etmiştir. İstanbul’da amcasının yanında bir sene kalarak Osmanlı Devleti’nin idaresini, milletin iktisadi ve içtimai meselelerini yakından incelemiştir. Yaptığı araştırmalarda, devleti idare edenlerin Türklüğü fazla düşünmediğini, yabancıların Türkiye’nin zenginliklerini sömürmekle meşgul olduğunu ve milletin eğitim ve öğretim sahasında çok geri kaldığını gözlemlemiştir[8]. İsmail Gaspıralı, Mart 1878’de Bahçesaray şehir dumasına, bir yıl sonra da belediye başkanlığına seçilir. Gaspıralı bu görevi 5 Mart 1884’e kadar yürütmüştür[9].

İsmail Gaspıralı’nın Yayıncılığı:

İsmail Gaspıralı yayıncılık hayatına 1881 yılının Mayıs ayında Bahçesaray’da çıkarmaya başladığı Tonguç adlı dergiyle başlar. Ondan sonra Şafak, Kamer, Güneş, Yıldız, Ay, Mirat-ı Cedit adlı yayınlarla devam etmiştir. Ancak o daha ciddi ve saygın bir gazete çıkarmayı arzulamaktaydı. Petersburg’daki Çarlık idaresiyle 4 yıllık görüşmelerinin sonunda 1883 yılı Nisan ayında Tercüman adlı gazeteyi çıkarmak için gereken izni almıştır. Gazetenin ismini İstanbul’da Şinasi Efendi tarafından çıkarılmakta olan Tercüman-ı Ahva/den esinlenerek alınmıştır[10]. Osmanlı Türkiyesindeki dil birliği tartışmalarını iyi etüd eden ve heyecanla benimseyen Gaspıralı İsmail Bey, Bahçesaray’a dönüşünde Kırım Türkçesine de aynı usûlü, yâni sade ve basit dil kullanma yolunu tatbik etmeye başlamıştır. Kısa zamanda bu husustaki fikirlerini geliştiren İsmail Bey, bütün Türklerin anlayabileceği bir lisan geliştirmenin ne kadar önemli olduğunu görerek ona göre çalışmalarını başlatmıştır. Gaspıralı’nın istediği öyle bir dil olmalı ki, konuşulduğu ve yazıldığı zaman “İstanbul’daki hamal ve kayıkçı ile Doğu Türkistan’daki deve sürücüsü ve koyun çobanı da anlayabilmelidir. ” Bu nedenle Farsça, Arapça kelimeleri fazla kullanmamış, her Türk’ün anlayacağı sade ve güzel bir Türkçe ile yazmıştır[11]. Gaspıralı bu gazetesinde Kırım Türkçesinden de deyimler katarak sade ve günlük yaşamdaki Osmanlı Türkçesini kullanmasının en önemli sebebi geniş bir coğrafyada çok sayıda okura ulaşmak istemesinden kaynaklanmaktaydı. Ancak belirli bir bölgenin insanlarına hitaben bir yazı yazarken daha otantik bir dil kullanır ve yazısına o bölgeye özgü bazı terimler ve sözcükler katardı[12]

Gaspıralı, Türk halkları arasında bir dil birliğinin oluşması için yayıncılık hayatına başladığı ilk günden itibaren mücadele vermiştir. İlk yayın organı Tonguç’ta Tatar türkülerinden, Nogay çınlarından, Kırgız, Kazak ve Türkmen jırlarından anlaşılacağı üzere usta bir kalemin ele almasıyla Türk dilinin daha kullanılışlı olacağını savunuyordu. Kamer’de ise, Rusya Müslümanlarının henüz yazıya geçirilmeyen birçok şarkı ve atasözlerinin bulunduğunu, bunları toplamak istediğini bildiriyordu. Kamer’de o, Rusya Müslümanlarından bunları kendisine göndermelerini istemişti. Ancak gönderilecek şarkı ve atasözlerinin alim olmayan Türkler tarafından da anlaşılabilmesi için Arapça ve Farsça kelimelerden kaçınarak sade bir dille yazılmasını da ayrıca bildirmiştir. 1881 yılında Şafak’ta, bilinen bir türkünün Kırım ve Kazan’da nasıl söylendiğini yazarak bu iki dilin birbirine ne kadar yakın olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Bunlardan başka Gaspıralı, 1906 yılında Azerbaycan’da çıkan Füyuzat dergisinin editörüne bir mektup yazarak sade bir dil kullanmasını rica etmişti[13].

İsmail Gaspıralı’nın hayatında çok önemli bir yere sahip olan Tercüman gazetesinin yayın hayatına başlamasında, Bakülü petrol sanayicileri Esedullah ve Takiyevler ile Orenburglu altın tüccarı Ramiyevler ve tüccar Hüseyinovlar’ın büyük desteği olmuştur[14].

Hüseyinovlar 19. yüzyılın ikinci yarısında ticaret ve kültür sahasında büyük rol oynamış şahsiyetler yetiştiren Rusya’nın sayılı zenginlerinden Kazanlı bir soydur. Bunlardan Ahmet, Abdulgani ve Mahmut adında üç kardeş meşhur olup, hususiyetleri servetlerinin mühim bir kısmını 19. yüzyılın ikinci yarısında ve yüzyılın başlarında Rusya içindeki Türk boyları arasında hızlanan millî yenileşme hareketlerine yardım olarak sarfetmiş olmalarındandır. Hüseyinovlar’ın kültür sahasındaki hizmetlerinin başta geleni o sırada eski usulle tedrisat yapan mekteplerin yerine yeni usül mektepler açılmasını hedef tutan usul-i cedid hareketini tam olarak desteklemeleri ve bu iş için büyük paralar harcamalarıdır[15].

Tercüman gazetesinin aydınlara, özellikle de ileri görüşlü gençlere etkisini çabuk sezen Rus misyonerleri, başlangıcından itibaren gazeteye karşı cephe almışlardı. Gazetenin 1. sayısının Taşkent’e ulaşmasının hemen ardından, 12 Mayıs 1883’te Taşkent Erkek Lisesi Müdürü N. P. Ostroumov, Nikolay İ. İlminski’ye şöyle bir haber yollar: “Tercüman’ın 1. sayısını aldım ve saçlarımı yolacak gibi oldum. ” Aynı yılın 22 Ekim’inde Ostroumov içindeki şüphe açık bir şekilde ifade eder ve gazeteye neden sansür uygulanamadığını sorar. Bu haberlere kulak kabartan İlminski, ober-prokuror K. P. Pobedonetsev’i şu şekilde uyarmıştır: “Bahçesaray’da Tercüman gazetesini çıkaran Gaspıralı’nın maksatları şunlardır;

  • Rus İmparatorluğu Müslümanları arasında, İslam köklerinden ayrılmayarak Avrupa tarzında eğitimi yaymak ve İslam fikrini Avrupa’nın bilimiyle birleştirmek.
  • Farklı şiveler kullanan Rusya Müslümanlarını, Alman birliği gibi birleştirmek ve yakınlaştırmak.
  • Matbuatı zengin Osmanlıcayı Türk kavminden bütün Müslümanların ortak dili yapmak”[16].

Taşkent Öğretmen Okulu, 15 yıl boyunca yerli halkı kendisine çekemediği için zor duruma düşmüş ve “Bizim vazifemiz, yerlileri, okulumuzu sevmeye, saymaya ve ona inanmaya mecbur etmektir. Bu bakımdan, İngilizlerin, bu sahada Hindistan ‘da yaptıkları bize örnek olmalıdır. ” demek zorunda kalmıştı[17].

Çarlık hükümetinin bütün baskı ve sansürlerine rağmen Kırım’da basılıp, Türk halklarının birliği ve modernleşmelerinin zorunluluğu fikrini yaymaya devam eden Gaspıralı’nın Osmanlı Sultanı Abdülhamit sansürüne rağmen Osmanlı topraklarına da giriyordu. Ancak 1908’den sonra Rusya Türklerinin Türk milliyetçiliği üzerindeki kitlesel etkisinden söz edilebilir. Onların beraberinde getirdikleri ve hem Ruslara hem de Panslavizm’e karşı yüzlerce yıllık mücadele içinde şekillenmiş ulus anlayışı, vurguyu Türk halklarının birliğine, onların toplumsal ve dinsel açıdan modernleştirilmesi zorunluluğuna yapıyordu. 1908’den sonra bu aydınların Rusya’dan Türkiye’ye gelişleri Türk milliyetçiliği üzerinde kesinlikle belirleyici bir rol oynamıştır[18]. Tercüman’ın, İstanbul basınına göre daha sade bir dille yayınlanması ve hemen hemen her sayısında Osmanlı Devleti ile ilgili haberlere yer vermesi, gazetenin İstanbul’daki aydınlar ve halk tarafından da ilgiyle takip edilmesini sağlıyordu. Hatta gazetenin İstanbul’daki müşterilerinin sayısının bir dönem 15-16 bin civarında olduğu da belirtilmektedir. Gazetede çıkan bazı haber ve makaleler Osmanlı hükümetini rahatsız etmişti. II. Abdülhamit’in sansürü bundan sonra başlamıştır. 1888 yılında yayınlanan bir fermenla Tercüman gazetesinin Osmanlı topraklarına girmesi yasaklanmıştır[19].

Tercüman gazetesi bu şekilde yayın hayatına devam ederken İsmail Gaspıralı, bir gün Paris’te eğitim hayatını devam ettiren Kazan Türklerinden milliyetçi aydın Yusuf Akçura’ya bir mektup yollayarak, bir kaç ay sonra gazetenin 20. yıl dönümünün olacağını söyledi. Mektubu yine Kazan Türklerinin Türkçü aydınlarından olan arkadaşı Sadri Maksudi Arsal ile birlikte okuyan Akçura ona: “Başka millette olsaydı, bu sebeple bir jübile yapılırdı, o adama karşı hürmet ve şükranım bildirirdi” demişti. Bunun üzerine Akçura ve Sadri Maksudi kendileri harekete geçerek, bir bildiri hazırlayıp bu bildiriyi Türkiye ve Rusya’daki tanınmış kimselere göndererek Tercüman’ın 20. yılının kutlanması için bir etkinlik yapılmasına karar verdiler. Önce bildirinin hangi dilde yazılması konusu tartışıldı. Sadri Maksudi İstanbul Türkçesi ile yazmayı teklif etti ancak Akçura buna karşı çıktı. Çünkü yazılacak bildirinin Türkiye’ye gönderilemesi iki yönden istenmeyen sonuçlar doğurabilirdi. Birincisi Osmanlı’da II. Abdülhamit’in baskıcı rejimi hüküm sürmekteydi. Bu bildiriler sahiplerinin eline geçmeden Abdülhamit’in polisleri tarafından okunur ve mektup yollanan kişiler zor durumda kalabilirdi. İkincisi ise Gaspıralı’ya Türkiye’den tebrik mesajları gelmesi Rus hükümetini kuşkulandırabilirdi. Bunun için sadece Rusya Türklerine Kazan Türkçesi ile hazırlanmış bir bildirinin gönderilmesi kabul edildi. Sadri Maksudi tarafından kaleme alınan bildiride, İsmail Bey’in Tercüman aracılığıyla bütün dünya Türklerinin uyanması, medeniyetçe yükselmesi için, yirmi senelik hizmetinin öneminden ve Tercüman gazetesinin yirminci yayın yılına ulaşması sebebiyle, Rusya Türklerinin, milleti için çalışan bu insana hürmetini göstermek üzere bir jübile tertiplenmesinin uygun olacağı yazılmıştı. Bildiriye bazı düzeltme ve eklemelerde bulunan Akçura, yazıya Polonyalı edebiyatçı Sienkievicz’in 50. yaşını kutlaması sırasında Polonya milletinin ona bir ev hediye ettiğini de eklemiştir. Cenevre’de Yusuf beyin arkadaşı Mahir Said beyin matbaasında basılan bildiri Rusya Türklerine gönderilmiş ve 1902 yılının ilkbaharında milliyetçi aydınlar Bahçesaray’da toplanarak Tercüman gazetesinin 20. yılını parlak bir törenle kutlamışlardır[20].

Etiketler: , , , , ,

Yorum Yaz