TUVALARIN ESKİ GELENEKLERİ

TUVALARIN ESKİ GELENEKLERİ

A. İNSAN HAYATI

  1. Eski Tuvaların İnsan Hayatını Bölümlere Ayırması

Eski Tuvaların insan ömrünü çeşitli bölümlere ayırması, onların asırlarca ko­nar göçer olarak yaşamasının getirdiği geleneklere dayanır. Avlanmak, besi hay­vanı beslemek ve ekin ekmek Tuvalıların eskiden beri gelen, bu yüzden insanla­ra küçüklüğünden öğretilmesi gereken geleneklerdendir.

Eski Tuvalar insan ömrünü Yedigir’e benzetir. “Geceki gök yüzünde Yedigir bazen kaybolup bazen görünse de, onlar yedi sayısını yitirmez.” diye halk ara­sında bir söz var. Tuvalar insan hayatını yedi bölüme ayırmışlar:

Birincisi: Bebeklik çağı. Bir yaşından üç yaşa kadardır. Üç yaşına kadar be­beği acıktırmamak, üşütmemek, korkutmamak ve annesinden ayırmamak.

İkincisi: Çocukluk. Üç yaşından on beş yaşa kadar olan dönem. Beş yaşın­daki kızlar keçiyi sağabilmek, beş yaşındaki erkek çocuklar oğlak ve kuzuları ot­latabilmek. On dört yaşındaki erkek çocuklar hayvanları kesebilmek, derisini yüzüp, etini kemiğinden ayırabilmek. On yaşındaki kız çocukları kesilen malla­rın içini temizleyebilmek.

Üçüncüsü: Gençler. On altı yaşından yirmi dokuz yaşına kadar ki hayatı içi­ne alır. Bu çağda insanlar evlenirler. Çoluk çocuk sahibi olurlar ve kendi hayat­larını kurarlar.

Dördüncüsü: Orta yaş. Otuz yaşından kırk beş yaşına kadar olan insanlar bu gruptandır. Bu çağdaki insanlar düğün olan yerlere gidebilir. İki kadeh içki içe­bilir. Dua eder. Uzak yerlere gidebilir.

Beşincisi: Büyükler. Kırk altı yaşından altmış bir yaşa kadar olan insanlar bu gruba girer. Bu çağdaki insanlara Tuva geleneğinde aklı başında, tecrübeli in­sanlar denir.

Altıncısı: İhtiyarlar. Altmış bir yaşından seksen bir yaşma kadar olan insan­lar bu gruba girer. Meleklerin misafir olarak gelmesini geçiştirerek yaşayan, ha­yatın zorluklarını atlatarak ayakta kalmayı başarmış kişilerdir.

Yedincisi: Dermansızlık dönemi. Seksen bir yaşından ölene kadar olan za­manı içine alır. Bu çağdakiler akrabalar için de, uzak kişiler için de saygıda ku­sur edilmemesi gereken insanlar olarak görülür.

İnsanın yapması veya yapmaması gereken şeyler hayatının bu yedi bölümü­ne göre düzenlenmiştir. Tuva insanının yedi bölümlük hayatının her devresinde Yedigir yıldızı onu gözetlemektedir. Bu yüzden Yedigir’e yalvarır, yakarır. Hemçik halkı şu şekilde şarkı söylemektedir.

Çerivistin urugları
Çetçe-dir be, mendi-bir be,
Çedi-sıldıs Dolaan Burgan
Örü-dür be, Kudu-dur be.
Yurdumuzun çocukları
Yeterli mi, sağlıklı mı?
Yedi yıldız Dolaan Tanrı
Yukarda mı, aşağıda mı?
  1. İnsan Kalbi Kırılmaz

Eski Tuvalar anneyi “Tanrı” olarak görmüşler. Aydınlık yeryüzünde anne ka­dar merhametli canlı yok. “Annesinin kalbini kıran evlât, girecek yer bulamaz.” diye atasözü var. Oğul da, kız evlât da annesinin adını doğrudan söylemez. Ay­rıca, yaşlıların ve saygıdeğer insanların adı da doğrudan söylenmez. Adın yanı­na bir yumuşatma veya saygı ifadesi olan söz eklenir.

Bebeğin salıncağı itina ile korunur. O, yere düşürülmez, düşürülürse çocuğun ruhu çekilir. Gerçekte ise salıncak insanın doğduktan sonra ilk yuvasıdır. Bu yüzden eski Tuvalar salıncağı kıymetli bir eşya olarak görmüşler ve onu bozup kırmamışlardır.

Ölünün bulunduğu çadıra çocuklar gidemez. Ölen insanı gömerken gürültü çıkarılmaz, bir şey yiyip içilmez. Yas tutan insanların yanına gidilirken sigara alınır ve yastaki insanlarla birlikte içilir. Birisinin öldüğü yerde esrik görülen ki­şilere “şeytan çocuğu” denir ve kötülenir. Ölen insanın adını doğrudan anmak ta­mamıyla yasaktır.

Eski Tuvalar çocuk ruhunu oyuncakla bir görmüşlerdir. Bu yüzden oyuncak­lar kırılmamak ve onunla alay edilmemelidir. Oyuncak bebekler elbisesiz olma­malıdır.

Çocuklar ve gençler, büyüklerle söz yarıştıramazlar. Çadırın yanında ıslık çalamazlar. Şeytanın kulağı çok keskindir. Bu yüzden önce ıslık olan yere gelir. Evin yanında çağırıp bağırma bütünüyle yasaktır.

Kavga, dövüş olan yerlerde kara belâ vardır. Bebeklerin, çocukların, gençle­rin kavga olan yere varmaları yasaktır. Kötü sözün olduğu yerin yakınından bi­le geçmemelidir. Şamanın sundurmasının yanına; bebekler, çocuklar, gençler ve büyükler varamazlar. Şamanın sundurması bozulmaz. Çünkü Şamanın bedduası sundurmasını bozan kişiyi etkiler ve o kişi ölür. O kişinin akrabalarına da zarar gelir.

Eski Tuva geleneklerinde içki içmek yasakmış. İçkiye saygı içeceği denirmiş ve kutlama olan yerde, saygıdeğer kişilerin geldiği durumlarda sadece iki kadeh içilirmiş. Hiç içmeyenleri de kimse kınamazmış. Kocaya varmayan kız, kadın al­mayan erkek ise kesinlikle içki içmezmiş. Erkekler ancak otuz yedi yaşından sonra, kadınlar kırk dokuz yaşından sonra içki içebilirlermiş. Bu içki de ancak iki kadeh olabilirmiş. Sarhoş oluncaya kadar içki içenlere “mirit” (budala) der­lermiş ve bu tür kişiler; düğünlere ve kutlamalara davet edilmezmiş.

Sıradan kişiler Şamanları taklit edemezlermiş. Sıradan bir insanın göremedi­ğini Şaman görür, duyamadığını duyar derler. Eğer birisi Şamanı taklit ederse, o Şamanın putları o kişiyi öldürür, ocağını kurutur. Sıradan insan Lamaları da tak­lit edemez.

Başka kişilerin elbisesi giyilmez, etine sahip olunmaz ve malı çalınmaz. İn­sanoğlu gazaplıdır ve bedduası tutar. Sahibi orada olmayan bir çadır içinde ku­zu derisinden elbise durur ve kimse ona el uzatmaz. Heybe içinde içki dolu ma­tara durur, onu kimse kımıldatmaz. Yakın yerde sahipsiz inek geceler, onu kim­se çalmaz. Tuva geleneğinde hırsızlık bütünüyle yasaktır.

  1. Öldürülmesi Yasak Olan Av Hayvanları, Kuşlar ve Balıklar

Tuva yurdunda avcılık en eski tarihten beri devam edip gelmiş. Bizim atala­rımız hayatlarını devam ettirmek, çoluk çocuğunu besleyip büyütmek, yokluk ve kıtlığa düşmemek için; karadaki av hayvanlarını, kuşları ve balıkları uygun şe­kilde avlayıp yemiş. Bütün bu av hayvanlarını gereksiz yere öldürmeyi yasakla­yan gelenekler de var.

Kuş yavruları öldürülmez. Kuşun yavrusu da insan yavrusu gibidir. Merha­met duygusu insanın küçüklüğünden başlar.

Köstebek deliğinin ağzına zehir koymak yasaktır. Atalarımız, yer altında ya­şayan hayvanların yuvalarının ağzına suyu akıtmazlarmış. Tarla faresi, sıçan, yı­lan, porsuk, köstebek delikleri kapatılmaz; çünkü bu saydıklarımız depremi ilk anlayan hayvanlardır.

İnine giren balıkları öldürmek yasaktır. Balıklar güzün inine giderken, yazın ininden çıkarken öldürülmez. Balıkların saklandığını suyun durgun yerleri, Tu­va inancında kutsal olarak görülür. Buzların arasında sıkışarak kalmış balıklar da öldürülmez. Bu tür balıklar yerlerinden alınarak nehrin akan yerlerine bırakılır.

Yavrusu olan kara avları da avlanmaz. Yavrusu olan ceylan, maral Tuva av­cılarınca öldürülmezmiş. Yavrusu bulunan av hayvanı dinlenirken ürkütülmez, uzağından geçip gidilir. Bu hayvanları öldüren kişinin çoluk çocuğu hastalanır. Eski Tuvalılar av hayvanını, kuşu ve balığı çok korumuştur ve esirgemiştir.

Tuvalılar kartalı nadir olarak öldürür. Kartal tüyleriyle ok atar, Şamanların börklerini süsler. Kartalın çevikliği, erkeğin yiğitliğine benzer.

Tuva’nın yüksek ormanlarında ak ayıyla seyrek karşılaşılır. Tuva avcıları ak ayıyı görünce ateş etmezler. Ak ayı insanın yolunu gösterir, bu yüzden öldürül­mez. Ayının adı da doğrudan söylenmez; çünkü ayı kulağıyla yerde olanları işi­tir.

Ormanın av hayvanları çok kar yağdığında, aç kurtlardan kaçmak için ağılın yanına kadar gelir. Bu hayvanlar da öldürülmez.

Kemirgenleri öldürmek yasak. Eski Tuva masallarında; tüm hayvanların ca­nını kemirgenler korurlar. Gök gürleyip, yağmur yağmaya başlayıp, yıldırım dü­şeceği zaman önce kemirgenin haberi olur ve bağırmaya başlayarak diğer hay­vanları haberdar eder. Diğer hayvanlar bu haberi alarak kendilerini korumaya alırlar.

Eşi olan turnayı öldürmek yasaktır. Günle gece, yerle gök, soğukla sıcak, er­kekle dişi tabiatın dengesidir. Onlar bu şekilde eşleşmiş olmasa hayat olmaz. Eş turna, eşinden ayrılırsa hayatı boyunca kendine eş bulamadan yaşar.

Ak, kara, kızıl kurdu öldürmek yasaktır. Eskiden Tuva yurdunda ak, kara, kı­zıl kurt çokmuş. Onları her gören öldürmüş ve neslini azaltmış. Kökbörü çoğa­larak, av hayvanlarına ve besi hayvanlarına düşman olmuş. Bu yüzden o öldürü­lür. Kızıl kurt gören insan çocuk toyuyla karşılaşır. Ak kurt gören insan uzun yo­la gider. Kara kurt gören insan matara ağzı açar (içki içer) derler.

Yaşlı yaban keçisini öldürmek yasaktır. Yaban keçisi sarp kayalarda yaşar. Yaşlandığında durmadan yatıp dinlenir. Genç yaban keçisi avcı gördüğünde sarp kayalar arasında kaybolur gider. Yaşlısı kaçamaz. Buna rağmen çukurluk alan­larda değil de dağın yüksekliklerinde yaşayarak yurdundan ayrılmaz.

Guguk kuşunu öldürmek yasaktır. Tuva’da guguk kuşuna “ıraajı” (şarkıcı kuş) derler. Çiçekler açıp, melez ağaçları kozalaklandığında, guguk kuşu muh­teşem yazı selâmlar. Guguk kuşunun öttüğü yerde süt fazla, çocuklar şarkılı tür­külü olur.

  1. Korunması Gereken Evcil Hayvanlar

Atın başına vurmak yasaktır. At barış zamanında insanın çevik gölgesi, savaş zamanında savaşçının güvenilir arkadaşıdır. At, yeryüzünde en yiğit, en güzel, en faydalı ve en çevik canlıdır. Dağlarda, derelerde geyik hızlı derler, at ondan daha hızlı. Düzlükte, ovada deve hızlı derler, at ondan daha hızlı. Atın başına vurmak, atasının başına vurmak demektir. Atının başına kamçı vuran kişi, öm­rünün geri kalanında şeytanların elinden kurtulamaz ve kara cehennemi boylar. Yeryüzünde yaratılan at insanın en faydalı arkadaşıdır.

Atın başı yere doğru çekilmez. Tuvalılar atının başını ağaç dalına bağlar. At­la yola gidilirse insanoğlu açlıktan ölmez. Eski Tuvalılar ölen atın başını ağaç üzerine asarlarmış. Ölen Şamanın cesedi çardağa bırakılırmış. Onların temiz ke­mikleri toprağa bulaştırılmaz derler.

Sakatlanmış geyik yere atılmaz. Toju halkının sevgili ve faydalı arkadaşı ge­yiktir. Yaralanmış veya ayakları çıkan, kırılan geyikler yere atılmaz. Geyiği ye­re atan insan en sevdiği arkadaşını yere atmış gibi olur.

Atın yelesi kesilmez. Tuva insanın ilhamı atının yelesinde saklıdır. Atının ye­lesini kesen insanın ruhu sıkılır.

Öküzün başına dizgin vurulmaz. Öküze burunluk takılır, semer vurulur. At eyerlenir ve dizgin vurulur. Hayvanların eşyaları birbirine vurulup takılırsa, ev­deki mallar kırılır.

Dişi deve yavrusundan ayırılamaz. Deveye “üzüntülü mal” denir. Yavrusu­nun öldüğü yere üç yıl boyunca gelir ve orada ağlar.

Koç boynuzu atılmaz. Koyunla at sıcak nefesli hayvanlardır. Koçun boynu­zu eşya asmak için askılık yapılır. Böyle yapılırsa insan zenginleşir.

İnek ve keçi soğuk nefesli hayvanlardır. İnek buz üstüne sürülmez, sürülürse ayaklarını kırar. Tok yaşamak isteniyorsa inek korunup esirgenmelidir.

Kutsal sayılan ata kamçı sallanmaz. Kutsal boyuna bıçak çekilmez. Kutsal at ve koyun ahırına bağlı, sahibine karşı müşfiktir. Kutsal at bulunan yılkıdan ku­lun, kutsal koyun bulunan sürüden kuzu çalınmaz.

Yak boğası kışın ahıra bağlanmaz. Yaka, “yabanî atalı mal” denir. Kışın en soğuk olduğu günlerde yak boğası dağların başına doğru çıkar. Soğuktan don­maz, kurttan korkmaz. Yabanî hayvan da, yak da, insan da kendilerine uygun yerlerde yaşamalıdır.

Tuvalılar besi hayvanının bağlandığı yeri baltayla kesmez, ağıl yıkılıp bozul­maz. Eyerli at ağıl yanında dinlenir. Sürü ahırın içinde huzurludur. Hayvancılık yapan insan; hayvanların yaşayacağı yeri, otlanacağı yeri, yatacağı ağılını dört mevsime uygun olarak hazırlar.

Etiketler: , , ,

Yorum Yaz